Top

Hocalarım

Bize emeği geçen pek çok kişi şimdi uzaklarda, tıpkı binbir emekle yapıp denize saldığımız teknelerimiz gibi.
“İYİ ŞEYLER TEKBAŞINA YAPILMAZMIŞ”

 

Safranbolu-Bulak Köyünün Yapı Ustalarından Cafer SEYFİOĞLU ’na, Athar BEŞPINAR’ın arşivinden, Sadun BORO’nun mektubundan, İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki hocalarıma, Villem VOS’a kadar. Kurucaşile’li Ustalarım, İsimsiz hocalarım, ailem ve diğerleri.. ÇOBAN Denizcilik tersanesinin bu günlere gelişinde emeği geçen pek çok insanı anmak için belki de geç kaldık. Hayatımızdaki insanlar da, günler de çabuk geçiyor. Kalıcı olan ise, paylaşılan bilgi ile birlikte üretilen eserler. Elimizde bir tek kalan eserler ve anılar. ÇOBAN Denizcilik Tersanesinin Çalışanları gibi bende, tekne yapımcılığına ve tersanemize adanmış bir hayat yaşarken, bizi biz yapanları birinci elden bu satırlara aktarmaya çalışacağım.

Biraz çokça ‘’ben’’ sözü geçerse de, bağışlayın ve siz onu biz diye okuyun… Çünkü bu yazı bizi ve hocalarımızı anlatmak için yazıldı. Bize emeği geçen pek çok kişi şimdi uzaklarda, tıpkı bin bir emekle yapıp denize saldığımız teknelerimiz gibi. Bu yazıyı hazırlarken pek çoğunun fotoğrafını bile bulmakta güçlük çektik. Eksik olan fotoğraf ve bilgiler için www.cobandenizcilik.com internet sitemize ulaşıp destek verenler oldu. Aşağıdaki satırlarda onları da anacağım. Ben “anı” meraklısı değilim, ama iş belgelemeye gelince ve başkaları ile bilgiyi paylaşmaya gelince, ülkemizdeki kayıtsızlığın acısını da, suçunu da paylaşmam gerekiyor. Ülkemde çok az insan okuyor, çok çok az insan da yazmaya çalışıyor. Dünyanın baş tacı ettiği yazarlarımız kendi ülkesinde hor görülüyor. Birçok ülkede tanınan sinemacılarımız, şairlerimiz kendi topraklarında yok sayılıyor. İşte bu nedenle hem bilgileri hem anıları paylaşmayı seçtim. Ayrıca hocalarımın bana kattıklarının karşılığını başka nasıl verebilirim ki.

“İYİ ŞEYLER TEK BAŞINA YAPILMAZ” der bir Kızılderili atasözü. Ne kadar haklı. Kötü bir şeyi tek başınıza yapabilirsiniz, bir eşyaya, bir çocuğa, bir kadına, toprağa, suya tek başınıza zarar verebilirsiniz. Ama “İyi bir Şey Yapmak” o kadar kolay olmaz. Önce onu yapmayı öğrenmiş olmanız gerekir. Birileri size emek vermiş ve bunu öğretmiş olmalıdır. Sana değer katanlar çevrenden, yaşadığın topraklardan, Anne-Babadan başlar, sonra öğretmenlerle, ustalarla devam eder gider.

Ben İTÜ mezunu gemi mühendisiyim, 1982 yılında mezun olup, Tuzla’nın çelik gemi inşa tersanelerinde çalışırken baktım ki; işin tasarımına, tamamına, estetiğine katkıda bulunmam zor, zaten de kimsenin benden katkı beklediği yok. Haliç’in çekeklerinde yetişmiş patronlarımın üretimi iyileştirmeye niyetleri de yok. Vinç lazım olsa; ‘’bizim zamanımızda saçları geminin güvertesine sırtımızla taşırdık’’ derler, doğru söze ne denir! Tamam dedim. Bende aldım cetvelimi kalemimi, birkaç usta ile beraber başladık Haliç’te gemilerde tadilat işine. Kah, ambar kapağı yapıyoruz perşembe pazarının rıhtımında, kah, kum gemilerine boy veriyoruz Ayvansaray çekeklerinde.

Yıl 1983. Ayvansaray’da her sabah ustalarıma çelik gemilerde tadilat işi veriyorum, öğleden sonraları ise 30 metre öteye kaçıp, ahşap tekne ustalarının yanında iş öğreniyorum. Ben, Safranbolu’nun Bulak Köyü’nde doğup büyüdüm, hani şu yapı ustalarıyla ünlü köy. Ayaklarım beni her öğleden sonra Barbaros ustanın tezgahına belki de bu nedenle götürüyordu, Safranbolu’da kanıma giren ahşap beni çekiyordu.

Bir gün Barbaros’un tezgahında, dediler ki; bak Cafer Seyfioğlu geliyor. O çiziyor bize yat projelerini. Cafer abi dedi ki; neredesiniz gemi mühendisleri, işte böyle başladı ağaçtan gemi yapma macerası.

1954 de doğup, 54 yaşına geldiğimde, dönüp baktım ki 54 tekneyi dünya denizlerine uğurlamışım. Biz burada birkaçının adını verelim; 1985 yapımı Nostalgia ve 1989 yapımı Akın’a Güney Ege ve Akdeniz’de yapılan mavi yolculukların sevilen tekneleri oldular ve Bodrum Kupası yelken yarışlarında bir çok defa kupalar kazandılar. 1992 yılında yaptığımız GOLDEN HIND isimli korsan kalyonu şimdilerde şanına yakışır bir yerde, Akdeniz’in ünlü Mesina boğazında…!!! 1996 yılında tamamladığımız Odysseus yatı, dünyada yılın en iyi 20 yatını tanıtan “Worl of Sail 1999” kataloğunda ikinci sırada yer aldıktan sonra şimdilerde Yunanistan’ın Pire limanında. Onlarca Pirat yaptık, onların 3 tanesi ve Amasra’lı gönüllü arkadaşlarımla Amasra Yelken Kulübü’nü kurduk. Birde; 1997 yılında ülkemizin ilk ve tek AHŞAP YAT İNŞA MESLEK LİSESİ’nin Kurucaşile’de kurulmasına öncülük ettiğimi, Talim Terbiye Kurulundan geçen müfredat programını hazırladığımı, haftada bir tam günümü ayırarak 4 yıl boyunca bu okulda “Yeni tekne ve yat tipleri, Yapım teknikleri, Yat donanımı” gibi dersleri gönüllü öğretmen olarak verdiğimi söylemeliyim.

2002 de modern yöntemlerle ürettiğimiz Anitta, Abdullah Oğuz’un Mutluluk filminde rol aldı. 2002 yılında tamamladığımız en küçük teknemiz ise “KAYITSIZ 3” ismini alarak, Sahibi ve kaptanı Özkan GÜLKAYNAK’ın rotasında tek başlarına 2006 yılında çıktıkları dünya turunu 2009 Haziranında tamamladı. İzlemek için bakınız www.kayitsiz.com. Meraklıları www.cobandenizcilik.com internet sitesinden yaptığımız diğer teknelere bakabilirler.

İşte bütün bunları yapmadan önce 3 yıl çıraklığını yaptım, Cafer SEYFİOĞLU Hocamın. Ne biliyorsam ondan öğrendim. Okulda okuduğumuz genel gemi teorilerini onun yanında pratiğe döktüm. Çizimlerine yardım ettim. Yat tasarımını bana öğretti. Bütün kitaplarını bana verdi, bütün projelerini gösterdi, onun mesleki titri Gemi Mühendisleri Odasına üyeliğe ve imzaya yeterli değildi. Bazı projelerine ikimizde imza koyduk. Tuzlada Recep ustanın tezgahında, benin için ilk lamine tekne yapımında Cafer abi ile beraber çalıştım. Tuzlada çıraklığını yaptım. Bende çok emeği var. Gördüğüm bütün teknelerinin su altı yapıları çok güzeldi.

Ne büyük kadir bilmezlik benimkisi, bu yazıya başladığımda bende bir fotoğrafı bile yoktu Hocamın. Sayın Haluk IŞINDAĞ ve Ahmet SERİM beyler İstanbul’dan yardımcı olmaya çalıştılar. www.cobandenizcilik.com internet sitemize ulaşıp destek verenler oldu. Ve sürpriz fotoğraf, deniz kıyısından değil Türkiye’nin en yüksek ve karlı kentinden geldi. Hocalarımdan Cafer SEYFİOĞLU’nun fotoğrafı Erzurum’dan bize ulaştı. Sevgili dostum Cafer KÖSE, ne etti, nasıl etti bilmiyorum, benim yıllardır ulaşamadığım Hocam Cafer’in suretini, adaşı olarak buldu ve bize gönderdi. Teşekkürler Cafer KÖSE; Doç. Dr. Cafer KÖSE Erzurum’da Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümünde tekne tutkusu ile yaşıyor ve arkadaşımız ateşini Trabzon sularında söndürecek teknesini kendi elleriyle yaparak tamamladı.

Hocalarım faslı bitmedi; Köyümdeki ahşap yapı ustalarından İTÜ deki hocalarıma, ÇOBAN&SOYASLAN şirketini kurarak birlikte çalıştığımız sınıf arkadaşım Turhan SOYASLAN’a kadar; beni, üretime yönlendiren, bilgi ve emeği yoğurmamda bana yön veren hocalarımdan söz edeceğim. İşte onlardan biri, mimar, ressam ve heykeltıraş müşterim Raffaele Di MEGLİO’dan söz edeceğim;

Bizim tersanede teknesi yapılırken Raffaele heykelleri, oymaları yaptı, biz de onun çıraklığını. Ahşap oymacılığını ondan öğrendim. Golden Hind kalyonunun ilk adı Pelikandır, tekneye pelikan heykelini Raffaele YAPTI. Kalyonun aynasındaki Aslan ve Kanatlı atın gövde ve ayaklarını ben yaptım. Yüzlerini ve ifadesini Raffaele verdi. Dea Maris teknemizin baston altına Lir çalan denizkızı heykeli yapıldı. Teknesi Leukoptera, karşılıklı şanssızlıklarımız yüzünden tamamlanamadı ve başkasına satıldı. Teknesini devam ettirmek için yeterli para yoktu. Dedi ki; ‘’bu yaptıklarımla sergi açıp para kazanamaz mıyız,’’ yaptığı heykellerin ve daha önce açtığı sergilerin albümleriyle bastık gittik Ankara’ya . Üniversite yıllarından arkadaşımız Ali ARTUN Galerinew in yürütücüsüydü. Dedik ‘’bize sergi aç yoksa tekne yarım kalacak’’ Ali dedi ki “siz burayı İtalya mı zannettiniz.” Hala durur tersanemizde heykeller, gelenleriniz görmüştür. Raffaele bize ahşap oymacılığıyla birlikte arkadaşlık ta öğretti. Meksika’da, Amarika’da resim ve heykel sergileri açmıştı. Resim den ahşap heykele bizimle olduğu günlerde kaymıştı. Koca kestane kütükleri, ceviz ağaçları POYRAZ, YILDIZ ismini verdiği heykellere dönüştü, tersane hayatımız renk oldu tuvallere düştü, Karadeniz’in ücra köyü TEKKEÖNÜ ‘nde. Tersane de ve Tekkeönü Köyündeki günlerimizi konu alan bir dizi resim yaptı. Onları İtalya’ya götürmeden birini bana hediye etmek için seçmemi istedi. Ben televizyon seyretmekten mongollaştığımız anları anlatan bu resmi seçtim. O İtalya’da, Meksika’da ve belki birçok ülkede resim ve heykel sergileri açıp eserler bıraktıktan sonra “göç” etti.

Akın ALPAR ‘da hocamızdı, Çoban Denizciliğin hamurunda mayası vardır. Tamir ettiği son piyanonun parasını koydu ortaya, ‘’hadi hadi tekne yapalım, mavi yolculuk yapalım’’ dedi. Başladık işe.

Önce Çektirmelere el attık, Marmara adasından maden çeken çektirmelerin nasıl gezi teknesi olabileceğine kafa yorduk. Marmaris’ten Sinop’a bütün sahillerdeki tekne yapım yerlerini dolaştık. Murat BELGE “azmettirince”, Akın ALPAR “hadi hadi” deyince Arya Yatçılık isimli şirketi 7 arkadaş kurduk, tekne yapıp mavi yolculuklar düzenlemekti amacımız. Ne paramız yetti ne gücümüz, 12 ortağa ulaştık. Oda yetmedi ve Arya daha pek çok arkadaşımızın para, emek ve moral desteğiyle kuruldu, yaşadı ve Bodrum ve Marmaris’in önemli turizm şirketlerinden biri olarak 28. yaşına bastı 2012 de.

İlk teknemiz Nostalgia’yı yapacağız. Yıl 1984. Henüz Cafer Beyin çırağıyım daha, kendi kanatlarımla uçamıyorum. Çizip götürüyorum Cafer abiye hesap kitap, olmadı hadi baştan çiziyorum. Ben ve ortağımız Akın bütün yılı İstanbul Kurucaşile arasında geçiyoruz. Akın kaptan bizi Nostalgia ile Akdenize ulaştırdı. Projenin motoru oydu, 1988 de trafik kazasında durana kadar. Akın’ın anısına AKIN’A ismini verdiğimiz ikinci teknemizi 1989 da Çoban Denizcilik tersanesinden saldık sulara, aynı yıl ilk defa yapılan Bodrum Kupası Yelken Yarışlarında AKIN’A birinci oldu.

Bir başka hocam ise Athar BEŞPINAR’dır. Bana inanılmaz katkıları olan ama hiç görmediğim hocam. Athar BEŞPINAR Türkiye’nin en önemli birkaç “Tekne Yapımcılarından biri”. Rahmi KOÇ’un “Nazenin” kotrası, Sadun BORO’nun Kısmet teknesi hep onun eseri… Babası Mirza Muhammet Asaf BEŞPINAR ise 1910 lu yılların ilk Gemi Mühendislerinden… Athar Bey galiba 1983 yılında küsüp, Kıbrıs’a gitmiş, arşivini ve kütüphanesini sahaflarda bulmak ise bize kısmetmiş…

Sadece Athar Beyden değil, ülkemizin ilk gemi mühendislerinden babası Mirza Muhammet Asaf BEŞPINAR dan da çok şey öğrendim. İkisinin de gizli mirasçısıyım. Çok şey öğrendim BEŞPINAR hocalarımdan : Teyyare gemisi çizimlerinden, Sadun BORO’nun Kısmetinin yapımına kadar.

1984 YILI; Akın ile beraber gene bir gün Sıraselviler’deki sahaflarda yat dergileri karıştırıyoruz. Ne güzel dergiler bunlar deyip hemen aldık. Hazine almışız, mirasa konmuşuz meğer. Yazının başına koyduğumuz bu fotoğraf Athar beyin külliyatından çıktı. O resimde kendisi var mı bilmiyordum o zamanlar. En soldaki oymuş. Ender görülen sakallı hallerinden bu fotoğraf çok değerli. Soldan ikinci Kromcu Kenen ÇIRPICI. Ama diğerlerini tanımıyoruz. Fotoğraf Bodrum Motel Halikarnas fotoğrafçısı tarafından çekilmiş, zarflanmış. Üzerinde tarih yok. Halikarnas otelin telefon numarası iki haneli (73). Kim bilir hangi yıllar.

Arşivden çıkan ve bana ders kitabı olanlar; 1919 yıllarından 1960’lı yıllara kadar RUDDER dergileri, yacht, boat dergileri gibi yüzlerce dergi. Yerli dergiler, AV ve DENİZ den YACHT dergisinin serilerine kadar. Yetmedi;  1911, 1926, 1929 1934 tarihli projeler ve ahşap Teyyare gemileri, güvertesinde bisiklet tekerleği jantlı Fort marka arabalı Ahşap Feri gemileri, yat çizimleri, Mirza Muhammet Asaf imzalı üstteki proje 22 ekim 1911 tarihli. Projelerin üzerlerinde hem eski Türkçe, hem yeni Türkçe yazılar var. Birçoğu tiril tiril aydıngerler üzerinde ve kalın kartonlarda enfes çizimler.

Bitmedi: Athar BEŞPINAR’ın tekne yapım defterleri, çividen katrana, ağaçtan işçiliğe kaç kuruşa ne yapıldı notları. Kısmetin yapılışı. Benim gibi çiçeği burnunda bir Tekne Yapımcısı Gemi Mühendisi için değeri paha biçilmez ders notları. Sadun BORO önderin Fiji adalarından Athar beye “bizim yerli kontrplaklar yaprak yaprak oldular” ve “buralara bekar geleceksin” yazan ilginç ve tarihi değere sahip mektubu. Daha bir çok, Tv vergi makbuzları gibi özel evrakı metrukiye.

Daha sonra; Athar BEŞPINAR’ın fotoğrafları süprizler ile bize ulaştı. Önce torun Asaf BEŞPINAR, dedesinin arşivini görmek için tersanemizi ziyarete geldi. Dedesinin ve büyük dedesinin fotoğraflarını getirdi. Bizde onunla arşivden armağanlar paylaştık. Hemen sonra da ünlü tekne yapımcılarımızdan Bilal KAYACAN ustanın kızı Kayacan Yatçılığın sahiplerinden Şerife AYDIN, babasının Paşabahçe’deki atölyesinde çekilmiş bir fotoğrafı bizimle paylaştılar. Üstadın en güzel ve anlamlı fotoğrafını sizlerle paylaşarak ona olan borcumuzu ödemeye çalışalım.

İşte ben, bütün bu yat dergilerinden öğrendim, denizcilik ve tekne yapımcılığı tarihimizi, Athar BEŞPINAR, Harun ÜLMAN gibi üstatlarımızı. Ve onların izlerini sürdüm kendimce.

Colin ARCHER, Daniel BOMBİGER, Villem VOS ithal hocalarım. Onları sonra anlatacağım. Biz GOLDEN HİND’i yaparken, Hollanda’da Batavya gemisine yeniden hayat veren Villem VOS. Ayvansaray’dan Kurucaşile’ye gerçek ustalarım. Onları da size anlatmalıyım.

Bir de hayatımın dersini aldığım hocam var; onu da size anlatayım;

1992 yılı Ünlü İngiliz korsan kalyonunu, 3 yıl süren bir uğraş sonunda, Batı Karadeniz’in sessiz bir iskelesinden denize salıverdik. GOLDEN HIND isimli kalyon; Kaptanı DRAKE ile birlikte 1577 yılında bütün Güney Amerika’yı talan ederek İspanyollarla girdiği egemenlik savaşını ve dünya turunu tamamlayıp döndüğünde artık dünyanın en ünlü kalyonu oluvermiş. Nobel ödüllü yazar Gabriel Garciya Marquez ünlü romanı “Yüzyıllık Yalnızlık” ta, haritanın sol köşesindekilerin gözünden işte bu korkunç günleri anlatır. Tarihte iz bırakmış bu kalyonu, tekne yapımcılığı tarihimizde bu defa “iyi bir iz bıraksın diye” yeniden canlandırdık.

Yıl 1989, tekne yapımcılığında 5 yılda 10 tekne yaparak mühendisliğimi de, imalatçılığımı da başarıyla sürdürüyorum. Nostalgia ve Akın’a isimli teknelerim Bodrum’un en ünlü tekneleri arasına girmişler, Bodrum Kupası Yelken Yarışlarında birincilikler alıyorlar. Nostalgia ve Akın’a ile beraber, Çiçek, Yücel-S, Vega isimli teknelerimiz de amacına uygun tasarlanmış güverte üstü ve iç mekan tasarımlarıyla, sağlam ve denizci gövdeleriyle, Bodrum ve Marmaris’te mavi yolculuğun aranılan tekneleri olmuşlar. Raffaele Di Meğlio için “Leucoptera” isimli “Goletta Gabyola” nın çok güzel bir tekne olarak yapımı devam ediyor. Şimdi de ünlü korsan kalyonu “GOLDEN HIND” yapılacak. Çoban Denizcilik için büyük bir övünç kaynağı. Benim için de hem işin patronu, hem proje ve üretim mühendisi olarak “Ben yaptım” diyebileceğim, üzerinde çok emeğim ve bilgim olan tekne “GOLDEN HIND”… Maket projelerinden, dönemin kalyonlarının teknik resimlerine, bol gemi çizimli KAPTAN SWİNG kitaplarına kadar, her dokümanı belgeyi alt üst ettik. Uzun kış gecelerinde, sobanın üzerinde kestane kebap yaparken, bir yandan da Kuledibi’nin sevimli siması Kromcu GABİ arkadaşımın arşivindeki 1887 baskısı Harbiye mektebinin Gemicilik Fenni kitabını bile Osmanlıcadan çevirdik Türkçeye. Mühendis arkadaşlarım; Levent, Gündoğan, Şebnem ile ustalarım, teknemizin sahibi Bülent beyde dahil, yani 15 kadar insan GOLDEN HİND i 2.5 yılda tamamlayıp yağlı feleklerin üzerinden saldık denize. Alıp götürdüler. Mendirekten el sallayıp uğurladık. Ağıtlar yaktık ardından.

Büyük bir balta
sonra bir keser,
Sonra kedi resmini bile cetvelle çizen mühendisler,
Sonra kupkuru ağaçlar,
Yontulduk, düzeltildik hep beraber.

Çaktık çivileri, yaptık tekneleri,
Döşedik güverteyi, bağladık halatları.
Direk yaptık, dümen taktık, makaralar donattık,
Yağlı kızakların üzerinden saldık denize.

Akşamleyin bir kaptan, birkaç gemici,
Gelip dizildiler kıyıya.
Tutunacak gemi arar gibiydiler,
Alıp götürdüler.

Balıkgözlü, avuçları talaş kokan çıraklarla,
Bu satırları ödünç aldığımız Homeros, Cemal Süreyya, Melih Cevdet
Ve Cahit Irgat’ la beraber,
Hırsımızdan çatlıyoruz.
El sallayıp teknelerin ardından denizi taşlıyoruz.

Çoban Denizcilik Çalışanlarının Teknelere Ağıtı

Üç yıllık çabanın sonunda GOLDEN HIND’i uğurladık uğurlamasına da, onu bencilce sahiplenmeyi ve onu hep özlemeyi içimizden atamadık. Her İstanbul’a gidişimde Tarabya’da duran Golden Hind’e giderim, tekne sahibiyle bir akşam çayında, ya da küçük bir boğaz gezisinde kalyonumla hasret gideririm.

Bir yıl sonra, gene öyle bir gün, Tarabya koyuna vardım, bizim kalyon demir almış, koyun ortasında, Motorlar çalışıyor, henüz yol verecek Kaptan, bende ıslık çalmak üzereyim, beni de alın diye sesimi duyurabilmem için birkaç saniyem var. Gözümü teknenin güvertesinden ayıramıyorum, bir yandan da acaba Bülent beyin misafirleri varsa teknede, diye içimden sorguluyorum.

Yanımda bir adam sürekli konuşuyor, sanki bana söylüyor, “ne güzel tekne be, şu direklere, serenlere bak, ağaç tekne ne güzel, vernikli her tarafı, bunun bir eşi İspanya’da mı varmış, yoksa bu mu İspanya’da yapılmış ne.’’ diyor…

Bendeniz Hüseyin ÇOBAN çenemi tutamıyorum, bir yandan gözüm teknede adama laf yetiştiriyorum; “Yok yok. Bu Türkiye’de yapılmış’’ diyorum.

Adam, “senin bu tekne ile bir alakan var galiba’’ diyor.

‘’Söylesem inanmasın’’ diyorum..

Adam, ‘’söyle söyle’’ diyor.

‘’BEN YAPTIM‘’ diyorum.

Bir çırpıda yapılan bu karşılıklı konuşma, saniyelerce sessizliğe bırakıyor yerini. Sessizlik bana o kadar uzun geliyor ki, ilk defa gözlerimi Kalyondan ayırıp, benimle konuşan adama bakıyorum. Yanımdaki bankta oturuyor ihtiyar, bir kalyona bakıyor, sonra birde bana. Sonra tekrar kalyona, sonra tekrar bana, ayaklarımdan yukarıya doğru, ama yüzüme bakmıyor bile.

Ve diyor ki; “TEK BAŞINA DA YAPILMAZ Kİ.”

…………………………………………………………

Hayatımın dersini aldığım bu isimsiz gemi sever ihtiyar hocanın resmini size burada gösteremem ama onun sesi kulaklarımdan, bakışı da hafızamdan hiç gitmeyecek. Evet; “İYİ ŞEYLER TEKBAŞINA YAPILMAZMIŞ”

Profesörlerimden hocalarıma, yapı ustası aileme, ustalarımdan, mühendis arkadaşlarıma ve çıraklarıma kadar emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Bütün HOCALARIMA Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin ÇOBAN